21 Şubat 2013 Perşembe

BAMYA SUYU

ŞEKER HASTALARININ DİKKATİNE Bamyanın Faydaları: Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlayarak sindirim sistemine yardımcı olur. Lif oranı yüksek bir besin olan Bamya, idrar söktürücüdür ve kabızlığı gidermekte faydalıdır. Mineraller açısından da zengin bir sebze olan Bamya, halsizliğe iyi gelir. * Bamya Suyu,Yüksek Şekeri Düşürüyor..! * Dilimler halinde doğradığınız bamyayı bir bardak su içine koyun. * Bardağın ağzını kapatın ve oda sıcaklığında gece boyunca bekletin. * Kahvaltıdan önce dilimlenmiş Bamyaları çıkararak suyu için. İki hafta boyunca tekrarlayacağınız bu işlem sonucu şeker seviyesinin düştüğünü göreceksiniz….” DİYOR

23 Ocak 2012 Pazartesi

ŞEKER HASTASI DEĞİLSENİZ BİLE ŞEKERDEN KAÇININ AZ MEYVE YEYİN

Vatan Gazetesi’nden Mine Şenocaklı, geçtiğimiz Temmuz ayında Türk Tabipler Birliği Tarım, Gıda ve Beslenme Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Kenan Demirkol ile bir röportaj gerçekleşti. Prof. Demirkol, röportajda şeker ve meyve konusunda ciddi uyarılarda bulundu. İşte bu röportajın tamamı:
Hocam, Başbakan’ın sözlerinden önce şunu sormak istiyorum. Gelirken bir arkadaşıma rastladım, kilolarından şikayetçidir hep. Ona “Canının istediğini ye ama çok hareket et” dedim. Yanlış mı yaptım acaba?
Sağlıklı kilo vermede spor asla yeterli olmaz. Bugün şişmanlık, kaloriye dayandırılıyor. Oysa kalori hesabı fiziksel bir özellik. Gıdaların kimyasal özellikleri de var. Siz sadece kaloriye baktığınız zaman o kimyasal özellikleri tümden yok sayıyorsunuz. Mesela bizim bugünkü konumuz da olan şeker kendi başına eklem kıkırdağını eriterek dizde kireçlenmeye yol açıyor ve o kadar yaygın ki bu hastalık! Diz protezi, kalça protezi yapılmasının başlıca nedeni şeker. Damarları tıkayan da sanılanın aksine kolesterol değil, şeker.
Yani şeker sadece kalorisi ve şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da tehlikeli. “Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım” demek çok yanlış…
Kesinlikle.
Peki ne kadar şeker kullanabiliriz?
Günde 8 kesme şeker hakkınız var. Başka hiçbir meyve ya da bal, reçel yememişseniz tabii.
Ben sabahları bir tatlı kaşığı bal yiyorum…
O zaman 6’ya iniyor şeker hakkınız. Bal ağırlıklı olarak fruktoz içerdiği için, yiyeceğiniz meyveyi de üçte bir oranında düşürmeniz gerekir.
Peki hangisi daha zararlı? Tuz mu, şeker mi?
Kesinlikle şeker.
Tuz için de “Günde en fazla 6 gram alın” deniyor…
Tuz konusunda yeni çalışmalar var, bugüne kadar yapılan kısıtlamaların çok da doğru olmadığını gösteren… Mesela siz tuzu terle vücuttan atabiliyorsunuz ama şekeri atamıyorsunuz. Şeker direkt olarak size popo ve karın yağı olarak geri dönüyor. Oralarda depolanan yağın ise getirdiği bir sürü olumsuzluk var. Kalp hastalığı, damar sertliği gibi…

ÇOK MEYVE YİYEN MÜTHİŞ BİR ERKEK GÖRDÜNÜZ MÜ?

İyi ama bazı dönemlerde tatlı yeme ihtiyacı artıyor insanın. O zaman ne yapacağız?
Vücudun şeker talebi yoktur. Ama biz sürekli şekerle beslendiğimiz zaman, vücudumuz zararlı olduğunu bildiği için şekeri metabolize edecek olan insülini hazır bekletir. Dolayısıyla sürekli fazla şeker ya da nişastayla beslenen kişinin açlık kan insülin düzeyi yükselir. Açlık kan insülin düzeyi yükseldiği zaman kan şekeri düşer. Kan şekeri düştüğü zaman, “Eyvah kan şekeri düşüyor” sinyalini vücut size nasıl yansıtır? Mide özsuyunu salgılatarak, size açlık hissettirerek… O yüzden de siz aşerirsiniz. “Reçel kavanozu nerede?” diye aranmaya başlarsınız. Halbuki 100 yaşını aşan insanların ortak özelliği nedir diye bakıldığında açlık insülin düzeylerinin düşük olduğu görüldü.
Yani uzun yaşamanın temelinde şeker yememek yatıyor…
Evet. Açlık insülin düzeyini düşük tuttuğunuz oranda sağlıklı ve uzun yaşarsınız. 1700 yılından kalma İngiltere’ye ait istatistikler var elimizde. Kişi başına yıllık bildiğimiz şeker tüketimi ne kadar biliyor musunuz? 5 gram! Yani yaklaşık 1 kesme şekeri kadar. Kesme şekeri 4 gram gerçi ama… Demek ki, şeker bir ihtiyaç değil. Tam tersi, sonradan tamamen alışkanlık olarak soframıza girmiş. 1801 yılında şeker pancarından da şeker üretilmeye başlanmış ve Almanya’da ilk pancardan şeker üreten fabrika kurulmuş. Sonra bütün Avrupa’da ard arda şeker fabrikaları açılmış. 1815 yılına gelindiğinde İngiltere’de kişi başına şeker tüketimi, 115 yıllık süre içinde tam bin 200 kat artmış ve 6 kiloya çıkmış. Bugün Orta Avrupa’da yıllık kişi başına şeker tüketimi bir kişinin kendi beden ağırlığından fazla; tam 70 kilo! Ve 1815’ten günümüze kadar şeker tüketim artış eğrisiyle, kanser, kalp hastalığı, inme, diyabet ve obezite gibi kronik hastalıklarda artış eğrisi bire bir örtüşüyor.
Merak ettim, siz şeker kullanıyor musunuz?
Hiç. 38 senedir ne çayıma ne kahveme şeker koyuyorum. Onun dışında tatlı hiç yemiyorum.
Ama hep denir ki şeker, yani glikoz beyin hücrelerini çalıştırır…
Doğru, çok iyi hatırlattınız. Eritrositin, omurilik ve beyin hücrelerinin enerji kaynağı glikozdur. Ama şeker yiyerek daha akıllı olmuş bir insan gördünüz mü siz? Çünkü vücut gereksinim duyduğu o glikozu yağdan da, proteinden de kendisi üretmeyi becerebiliyor. Mesela spermin enerji kaynağı fruktozdur. Peki siz hiç çok meyve yiyen müthiş bir erkek gördünüz mü? Göremezsiniz, çünkü testis hücresi spermin ihtiyaç duyduğu fruktozu kendisi üretir. Fruktoz çok dikkatli alınmalıdır. Çünkü, şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker, yani bilimsel adıyla ‘sakaroz’ (bir yapay tatlandırıcı olan sakarinle karıştırılmamalı) iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar.
Nasıl?
Eğer çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığıyla ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek, ki vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır ve orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü, ya da insülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecektir. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacaktır. Ama insülin salgılanırken bir de leptin denilen tokluk hormonu salgılanır. Dolayısıyla belli bir miktar glikoz yedikten sonra vücut “Pes” diyor, “Artık yeme!” Doyuruyor sizi. Yani hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş oluyor. Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz ise; insülin salgılatmadığı için tokluk hissi de yaratmaz. Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. İşte bu çok tehlikeli. Fruktozun günde 15 gram kadarı vücudumuzda değişik kimyasal süreçlerde kullanılabiliyor. Eğer bundan fazla fruktoz alınırsa karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Amerika’da son 30-35 yıldır ortaya çıkan obezite salgını, meşrubatların, bisküvilerin, dondurmanın ya da diğer tatlıların mısır şurubuyla, yani fruktoz ağırlıklı üretilmiş olmasına bağlanıyor. Çok şükür biz de Amerikanlaştık! Çünkü bizde de mısırdan tatlandırıcı üreten 5 fabrika var. Baklava şerbeti bile artık mısır şurubundan üretiliyor… Böylece eskiden baklavayla şişmanlamamızdan daha fazla şişmanlamamız sağlanmış oldu.
Ama meyvedeki fruktoz doğal?
Doğal sözcüğüne bayılıyorum. Akrep zehiri de doğal, bir porsiyon ister misiniz? İster dondurmadan ister elmadan alın, fruktoz fruktozdur. 15 gramdan fazlası alındığında yağa dönüşür, kolesterolü oksitleyerek damar sertliğine yol açar. Ama yine de meyvenin meyve suyuna üstünlüğü var. Meyve suyunda hiç posa bulunmadığından, fruktoz tümüyle emilirken, meyvedeki posa fruktozun hiç değilse bir bölümünün emilmesini engellemektedir. Ama posa da meyveyi tümüyle masumlaştırmamaktadır. Yani siz fazla meyve yiyerek kendinize iyilik ettiğinizi düşünüyorsunuz. Ama bir avuç trigliserit elde ediyorsunuz.

SİZİ KADIN, BENİ ERKEK YAPAN KOLESTEROLDÜR

Bu trigliseritin önemi ne peki?
Kolesterol masum bir maddedir. Ve bütün hormonlarımızın hammaddesidir. Sizi kadın, beni erkek yapan kolesteroldür. Kolesterol olmazsa hormonlarımız olmaz. Nitekim sıfır beden mankenlerimizin kolesterol almadıkları için hormonları çok azalır ve adetten kesilirler. Ve maalesef tamamen sağlıklarını kaybederler. Anne sütü o yüzden kolesterolden zengindir. Doğa kendi kendine zarar vermez. Çocuğun kolesterole ihtiyacı var ki, anne sütünde de kolesterol var. Ama eğer siz kolesterolün oksitlenmesine yol açarsanız o zaman damar sertliği olur. Dolayısıyla kolesterolün kendisi zararlı değil, oksitlenmiş kolesterol zararlı. Kolesterolü oksitleyen dört madde var. Bunlardan biri de fruktoz. Dediğim gibi sihirli sınır da 15 gram fruktoz. Diyelim ki biz bir restorana gittik ve Sayın Başbakan’ın önerdiği gibi bonfilenin yanında bir bardak şarap içmedik, sağlıklı olalım dedik, o yüzden bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içtik. Bir bardak portakal suyunda yaklaşık olarak 60 gram şeker, 30 gram fruktoz vardır. Bu miktar ise 15 gram sınırını aşıyor. Dolayısıyla yemekte bonfileden aldığımız kolesterol meyve suyundan veya meyveden aldığımız fruktozun fazlasının karaciğerde trigliserite dönüşmesi sonucu oksitlenerek damar sertliğine yol açıyor. Yani ne olur şarapta kalalım! Çünkü şarap antioksidandır. Özellikle kırmızı şarap. Beyaz şarap beyaz üzümden, kırmızı şarap kırmızı üzümden yapılır diye bir ayrım yoktur. Kırmızı şarabın önemi, üzümün kabuklarıyla birlikte ezilip mayalanmasından gelir. O yüzden beyaz şaraptan daha değerlidir. Çünkü üzümün kabuğunda antioksidan bir sürü madde vardır ve bu antioksidanlar da damar sertliğine ve kansere karşı koruyucudur.

YEMENİZ GEREKEN EN SON ŞEY BEYAZ PEYNİRLE KARPUZ

Çoğu beslenme uzmanı meyve ve sebze serbest diyor…
Bir kere meyve ve sebze aynı satıra yazılmayı hak etmiyor. Meyveden almak istediğimiz tüm antioksidanlar, vitaminler ve mineraller sebzede de var. Halbuki meyvede, sebzeden farklı olarak oksitleyici şeker mevcut. Burada Taş Devri Diyeti önerenlere bir hatırlatmamız olmalı. O dönemki meyvelerin şeker içeriği bugünkü meyvelerden üç kat daha azdı. Kültür bahçeciliği ile biz meyveleri giderek şekerlendirdik. Yani 10 bin sene önce elmanın şeker içeriği bugünkü domatesin şeker içeriği kadardı. Biz aslında meyveleri sağlığımıza zarar verecek hale getirdik. O yüzden Taş Devri Diyeti’nde “İstediğiniz kadar meyve yiyin” deniyor. Ama hayır. Meyve sakıncalı. İçindeki fruktoz oranı yüzünden sakıncalı. Şimdi gelelim yine Başbakan’a… Başbakan, alkol içeceğinize meyve yiyin diye bilime son derece aykırı bir ifade kullandı.
Vallahi ben yıllardır Başbakan’ın söylediği gibi yapıyorum. Hiç içki içmiyorum ve çok meyve yiyorum. Özellikle de üzüm…
Ve kendinize zarar veriyorsunuz. Çünkü bütün meyveler hem glikoz hem fruktoz hem de o ikisinin birlikteliğinden oluşan sakaroz içerir. Unutmayın, bugün Amerika’da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.
Öyleyse ne kadar meyve yiyebiliriz?
Meyveleri, az, çok ve orta şekerli diye, tabii ki geçişler var ama kabaca üçe bölmemiz mümkün. İlkbahar meyveleri, kiraz, vişne, erik, kayısı bir dereceye kadar az şekerli meyveler arasına giriyor ve başka hiçbir şeker tüketmediyseniz, yani hiç pasta kek yemediyseniz, çayınıza, kahvenize şeker katmadıysanız, günde 400 gram bu meyvelerden yiyebilirsiniz. Elma, armut, şeftali, portakal mandalina orta şekerli meyveler sınıfına giriyor. Bunlardan da 300 gram yiyebilirsiniz. Ama yine çayınıza, kahvenize hiç şeker koymamış , sabah kahvaltıda bal ve reçel yememiş olmak koşuluyla. Eğer yediyseniz onları da bu miktardan düşmek gerekir. İncir, muz ve üzüm gibi çok şekerli meyvelerden ise günde en fazla 200 gram yiyebilirsiniz. Yani yaklaşık olarak 3-4 incir, bir muz gibi…
Peki ya karpuz ve kavun?
Karpuz az şekerli meyve sınıfına giriyor. Kavun da az şekerli ile orta şekerli arasında… Ama ben biliyorum ki mesela “Yazın ne yemeli?” diye bir diyetisyene sorduğunuz zaman, “Hafif yemeli. Mesela beyaz peynir ve karpuzla öğlen yemeğini geçiştirmeli” der. Tebrik ederim, yapmanız gereken en son şey bu. Çünkü beyaz peynirden aldığınız kolesterolü karpuzdan aldığınız fruktozla oksitleyerek damar sertliğine yol açmış oluyorsunuz. Ama buna karşın yağsız bir kuzu şiş yeseniz, yanında da bir bardak şarap içseniz hiçbir damar sertliği olmaz… Bu arada, sorunuza gelecek olursam, karpuz bir dilim yenir, ama bir dilim karpuz yiyen insan görmedim şimdiye kadar. Halbuki en fazla 400 gram, yani bir dilim yenmelidir. Fazlası sağlığa zararlıdır.
Yani içki meyveden daha mı ehven-i şer?
Alkol sınırını Dünya Sağlık Örgütü belirledi. Alkol karaciğer için bir toksik maddedir. Bu kesin. Bu toksik madde karaciğerde detoksifiye ediliyor, yani zararlı etkisi ortadan kaldırılıyor. Ama karaciğerin de bir sınırı var. Erkekte bu sınır, günde 20 gram alkoldür. Kadında ise yarısıdır; 10 gram.
Peki neye tekabül ediyor 20 gram alkol?
Bir duble rakıya tekabül ediyor günde. Veya 300 ml. biraya (bir şişe), veya 100 ml. şaraba (küçük bir kadeh). Bu arada kadınlara bu oranların yarısını, mesela yarım kadeh şarap öneriyoruz. Özellikle şarap az içildiği takdirde hem damar genişletici etkisinden dolayı dolaşımı rahatlatır, hem de antioksidan içeriği açısından kansere, kalp hastalığına ve damar sertliğine karşı koruyucu etki gösterir. Bir küçük kadeh şarap içmek, her gün de içilse sağlığa katkı sağlar, zarar vermez. Ha, dini açıdan buna yaklaşırsanız, ben din bilimcisi değilim. Ama sarhoş olmanın yasak olduğunu biliyorum. Eğer din alkolü kesin bir şekilde yasaklıyor olsaydı, yediğimiz her meyvede çok az miktarda alkol var, meyveyi de yasaklardı.
Ama bilim de alkole bir sınır, dolayısıyla bir yasak getiriyor…
Elbette.
Peki neden kadın-erkek ayrımı var?
Kadının metabolizması farklı. Bunun yüzde 100 şu nedenle olduğu söylenemiyor. Ama kadınlarda daha düşük orandaki alkolün karaciğerde hasara sebebiyet verdiği saptanmış durumda. O yüzden Dünya Sağlık Örgütü, üst sınır olarak erkeğe günde 20 gram alkol önerirken, kadına 10 gram alkol öneriyor. Yani yarısı kadar…
Peki haftanın üç günü birer kadeh içilse?
Bu soru çok sık soruluyor bana. “Ben 6 gün içmeyeyim ama 7’nci gün dört duble içeyim” diye… Hayır. Önerilen dozun her aşıldığı durum ciddi bir darbe vuruyor karaciğere. O yüzden her gün için ama bu sınırı dikkate alın.

HER GÜN YARIM KADEH KIRMIZI ŞARAP FAYDALI

Ben hiç içmiyorum…
Bence her gün yarım kadeh kırmızı şarap sağlığınıza olumlu etki sağlar. Rahatlatır, sonra antioksidan kaynağı olarak çok önemlidir. Alkolün sınırlarını bilip o sınırlara özen gösterirseniz, şaraptan veya rakıdan korkmanız gerekmiyor. Ama sınırınızı bileceksiniz.
Peki içkinin fazlası ne yapıyor vücuda?
Bir kere kalorisi yüksek olduğu için kilo fazlalığı yapar. Yani bütün o şişmanlığın getirdiği olumsuzlukları yanında taşır ama her şeyden önce karaciğeri zehirler ve karaciğer yetersizliğine neden olur. Tıpta, matematik gibi eşittir işareti hiç yoktur. Yani “Sen şunu yaparsan şu olursun!” Siz doğada bir ağacın üzerinde tıpkı iki yaprak gördünüz mü? Hep bir biyolojik değişim vardır. Ama çok ender olarak eşittir işareti vardır tıpta da. O da alkolü fazla tüketirsen karaciğer yetersizliği gelişir. İki artı iki eşittir dört gibi…
Başbakan belki bu konuda haklı olabilir?
Başbakan, ne olur insanların beslenmesine karışırken, sağlıkta dönüşüm diye ciddi bir paket ortaya atarken, insanların hasta olmamasını sağlayan bir sistem sunsun. Hastaları üç dakikada muayene edip, “Performans alacağım” diye koşan hekim orduları yaratmayı başarı gibi göstermesin! Siz değerinizin kaç lira olduğunu biliyor musunuz? Sizin değeriniz 3 lira! Devlet hastanesinde bir hekim, bir hasta gördüğü zaman karşılığında aldığı para 3 lira. Bugün bir hekimin çıplak maaşı bin 200 lira. Eğer 4 bin lira gibi bir aylık gelir elde etmek istiyorsa hekim, günde 100 hasta bakmak zorunda. Peki bu mudur Türk insanına görülen reva?

ŞEKER DÜŞÜYORSA NE YAPMALIYIM

Normal kilolu insanlarda da kan şekeri düşüklüğü olabilir! 
Kilolu kişilerde hipoglisemi atakları daha fazla görülürse de, normal kilolu ancak egzersiz yapmayan ve depresyon yaşayan kişilerde de kan şekeri düşüklüğü olabilir. Bu kişilerin bir kısmı psikolog ve psikiyatrlarda depresyon tedavisi görürler. Kan şekerinde düşme, genellikle sabah saat 11.00 ve öğleden sonra saat 16.00 civarında daha sık olur. Bu hastalar bu saatlerde biraz daha yorgun olurlar, hafif baş ağrısı, depresyon, ve derin bir açlık hissederler.
Bu nedenle de, bu saatlerde çikolata, kek, pasta, kurabiye yer veya kola içerler. Bu gıdaları alan kişinin şikayetlerinde hafif bir düzelme olur. Sabah saat 11.00’de oluşan kan şeker düşüklüğünün nedeni sabah kahvaltıda yenen şekerli ve nişastalı gıdalardır. Öğle yemeğinde yenen tatlı ve nişastalı gıdalar da öğleden sonra, saat 16.00’da kan şekeri düşmesine neden olur. Buna karşılık sabah ve öğleyin proteinli gıda alanların kan şekerinde pek düşme olmaz.  Kan şekeri düşünce yenen şekerli gıdalar 30-60 dakika süreyle bir rahatlık sağlar, ama daha sonra kan şekeri tekrar düşer. Sonunda bu kişiler gün içinde kan şekerinde yükselme ve düşmeler yaşar ve bol miktarda şeker, çikolata ve buna benzer şekerli gıdalar tüketirler. Bu kişiler sabah kalktıklarında huzursuzdurlar, kavga etmeye ve tartışmaya eğilimlidirler.  Bir şeyler yedikten sonra rahatlarlar. 
Gülşen: Kan şekeri düşüklüğünden kurtulmak amacıyla yapılacak diyet ve yaşam tarzıyla ilgili alınacak önlemler nelerdir? 
Prof. Dr. Metin Özata: Kan şekerinde düşüklüğe neden olan hormon hastalıkları ve beslenme bozukluğunun teşhis edilmesi ilk iştir. Bu amaçla kan şekerini düşüren şu nedenler araştırılır ve şeker yükleme testi (OGTT) yapılır.
Altta yatan nedenler şunlar olabilir:
Kanda insülinin yüksek olması (insülin direnci)-aşırı kilo
Kortizol düşüklüğü (böbrek üstü bezinin az çalışması)
Tiroid bezinin az çalışması (hipotiroidi)
Pankreasta insülinoma denen tümör olması veya pankreas iltihabı (pankreatit)
Böbrek ve karaciğer hastalığı
Beyinde bulunan ve birçok hormon salgılayan Hipofiz bezinin az çalışması
Şeker hastalığının başlangıcında
Mide ameliyatı geçirmiş olmak
Alınan şekerli gıdaya reaksiyon olarak (reaktif hipoglisemi)
Çok alkol almak
Uzun süre stres altında kalmak 
Çok düşük kalorili diyet yapmak
Kısa zamanda çok kilo vermek
Şekerli gıdaları çok yemek
Yetersiz gıda alıp aşırı egzersiz yapmak
Aşırı sigara içmek
Kafeinli içecekler (kahve, çay, kola) ve fazla çikolata yemek  
Gülşen: Kan şekeri düşüklüğünde nasıl beslenmek gerekir?  
Prof. Dr. Metin Özata: Yemekler az ve sık yenmeli, proteinden zengin, ancak karbonhidrattan fakir bir diyet tercih edilmelidir.
Şeker düşmesi atakları sık oluyorsa, yemek aralıkları üç saatten fazla olmamalıdır (Günde 3 ana öğün 3 ara öğün alınmalıdır)
Rafine gıdalar (beyaz ekmek, patates, havuç ve şeker gibi) gıdalar yenmemelidir
Protein alımı (beyaz et, balık) biraz artırılmalıdır
Tam tahıl, bakliyat,  sebze ve meyveye dayalı bir diyet alınmalıdır. Ceviz, badem tüketimi artırılmalıdır (diğer gıdalardan az yiyerek)
Kahve, çay, sigara, kola gibi kan şekerini düşüren içeceklerden uzak durmalıdır
Yatmadan önce hafif bir ara öğün alınmalıdır
Süt ve süt ürünleri azaltılmalıdır
Günde 6-8 bardak su içilmelidir
Egzersiz yapılmalıdır
E vitamini, B6 vitamini ve C vitamini alınması,  avokado yenmesi kan şekeri düşüklüğüne faydalı olur. Özellikle B6 vitamini bu konuda çok faydalıdır.
Kandaki krom ve magnezyum düzeylerinde eksiklik varsa, bunlar ilave olarak alınmalıdır.
İnsülin yüksekliği veya direnci için ilaçlar alınmalıdır
Kafeinli içecekler (kahve, çay, kola) içilmemeli ve sigara bırakılmalıdır.
İyi ve yeterli uyku uyulmalı
Stres varsa bunu giderecek önlemler alınmalıdır

ŞEKERLİ HAYATLAR VE BAYRAM ŞEKERİ

'Şeker'li hayatlar...(7)

'Şeker'li hayatlar...(7)
Bayram ve yılbaşı gibi özel günlerde diyete uymak kolay olmayabilir. İşte ziyafetlerde şekerinizi fırlatmadan yeme ve içki içmenin kuralları


Ferhan Kaya POROY
Bayramı tatlı tatlı geçirin
Önümüz bayram. Herkes gibi diyabetliler de bayram sofralarına oturacak, her gittikleri yerde ikramlarla karşılaşacaklar.Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık, bayram ve yılbaşı gibi özel günler için önerilerde bulundu.
Şeker hastaları bayramda ne yapmalı? İkram edilen tatlılar ve kavurmalar kesinlikle yasak mı?
Şeker hastası kesinlikle tatlı yemeyecek diye bir şey yoktur. Eğer çok canı çekerse sütlü tatlıları tercih etsinler. Çünkü sütlü tatlılar unla yapılanlar gibi yüksek oranda karbonhidrat içermiyor. Şeker hastalarının diyet reçetelerinde mutlaka et vardır. Çünkü et yememek diyabetliyi hasta edebilir. Bu nedenle kurban bayramında da et yiyebilirler. Bayram nedeniyle tatlıyı veya eti biraz fazla yiyenlere ise yemekten sonra yarım saatlik yürüyüş yapmalarını öneriyorum.
Hastalar yılbaşı, davet gibi özel günlerde diyetlerini nasıl sürdürebilirler?
Akşam özel bir yemek programı varsa gün içinde akşam biraz daha fazla yemek amacıyla öğün atlamayın. Yiyeceklerinizi yine beş, altı öğüne bölerek tüketmelisiniz. O gün sabah kahvaltınızı zamanında yapıp öğle yemeklerinizi ve ikindi öğününüzü de yemelisiniz. Yemek sofrasında da öncelikle şeker ve şekerli yiyeceklerden, kızartmalardan uzak durmalısınız.
İçki içmeyi düşünüyorsanız bir kadehi en az bir saatte tüketmeye özen gösterin. Ayrıca bira ve şarabın dışında votka, rakı, viski gibi içkileri tercih edin. Çünkü bira ve şarabın ani şeker düşüşüne neden olduğu bilinir. Ayrıca aç karnına kesinlikle içki içmeyin. Hazır meyve suyu ve kolalı içeceklerden kesinlikle uzak durun. Diyet içecekler ve sodayı tercih edebilirsiniz.
İçkinin yanında aperatif olarak fındık, fıstık gibi çok kalorili yiyeceklere ilgi göstermeyin. Ana yemek olarak hindi ve tavuk etini tercih edin.
Vejetaryen olmak diyabetlileri nasıl etkiler?
Vejetaryen beslenmenin temel mantığı, etten uzak durarak sebzeyle beslenmektir. Vejetaryenlik aynı zamanda bir kültür ve yaşam biçimidir. Ancak diyabet de başlı başına bir yaşam biçimi olduğundan vejetaryenlikle bağdaşmıyor. Vejetaryenliği tercih etmek diyabetlilerde ciddi sorunlara neden oluyor. Diyabetlinin kendi diyet ilkelerine uyması, zaman zaman et, zaman zaman sebze yemesi, yani dengeli beslenmesi gerekiyor. Eti kesmek diyabetliyi hasta edebilir.



İnsülinle yaşam zor değil
Tip-1 diyabetli Şenay Taştan şeker düzeyini sürekli kontrol altında tutarak işte de başarılı olmuş bir anne...
Şenay Taştan evli ve bir çocuk annesi. İnsüline bağımlı Tip-1 diyabetli ama sürekli kontrol altında olduğu için hastalığı yaşantısını etkilemiyor. Taştan, Türk Diyabet Cemiyeti'nin dergisine konuştu:
Diyabetle nasıl tanıştınız?
14 yaşımda tanıştım. Diyabetin bende korku yüzünden çıktığını düşünüyorum. Su dolu bir kanalizasyon çukuruna düştüm. Olayın ardından da bende şeker hastalığı ortaya çıktı. Bu olaydan sonra çok su içme, kilo kaybı ve sık idrara çıkma durumu oluştu. Hemen doktor kontrolüne girdim. İnsülin tedavisi gördüm.
İlk günler zor muydu?
Zor olmuştu. İğneden korkardım ve her gün insülin iğnesi olmak çok zor geldi. Ancak üç ay sonra kendi iğnemi yapmaya alıştım.
Hangi düzenle insülin yapıyordunuz?
Sabah insülinimi yapıyor ve yanıma elma gibi atıştıracak bir şeyler alıyordum. Hocalarım da benim durumumu bildikleri için derste yemek yememe izin veriyordu.
Liseyi bitirdikten sonra ne yaptınız?
Bir muhasebe bürosunda staj yapmaya başladım. Diyabet iş hayatımı hiçbir zaman etkilemedi.
Evliliğin ilk yıllarında işi bırakıp birkaç ay evde oturdum. İşte bu dönemde çalışmaya alışkın bir insan olarak zor günler geçirdim. Bu dönemde Diyabet Cemiyeti'ne Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık'a kontrole gidip gelirken iş teklifi aldım ve muhasebeyi tutmak üzere cemiyete girdim.
Peki hamilelik diyabetinizi olumsuz yönde etkiledi mi?
Hamile kalmadan üç ay önce doktor kontrolüne girdim. Şekerim kontrol altına alındıktan sonra hamile kalıp bebeğime kavuştum.



Telefon defteriniz için
Türk Diyabet Cemiyeti Şubeleri
İstanbul: 0 212 230 76 80 - 0216 368 08 72,
Bursa: 0 224 220 46 42,
Denizli: 0 258 263 45 33,
Gaziantep: 0 342 230 21 10,
Isparta: 0 246 232 92 64-218 15 87,
İzmir: 0 232 449 13 19,
Kayseri: 0 352 224 52 00,
Kırklareli: 0 282 212 25 54,
Kocaeli: 0 262 321 20 39,
Çorum: 0 364 213 20 55,
Konya: 0 332 353 63 15,
Marmaris: 0 252 413 56 00,
Mersin: 0 324 336 62 65,
Samsun: 0 362 457 60 00
Çocuk Adolesan Diyabetliler Derneği: 0 212 534 00 00
Diyabet Araştırmaları Uygulama Derneği: 0 212 533 53 06
Diyabet Hastanesi: 0 212 230 49 00
Türkiye Diyabet Vakfı Kadıköy Şubesi: 0 216 368 78 11
Türkiye Diyabet Vakfı Bakırköy Şubesi: 0 212 660 20 07
Türkiye Diyabet Vakfı Çapa (DETAM): 0 212 532 76 48
Diyabet Hemşireleri Derneği: Marmara Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Doç. Dr. Nermin Olgun: 0 216 418 16 06
Aktif Diyabetliler Birliği: Emine Nerezoğlu: 0 535 228 32 28

İnternette diyabet
Çocuk diyabeti uzmanı Kocaeli Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Şükrü Hatun, editörlüğünü yaptığı www.arkadasimdiyabet.org sitesinde şunları yazıyor:
"Erişkinlerden farklı olarak 15 bin kadar çocuk diyabetli günde en az iki kez insülin enjeksiyonu yapmak zorunda ve kan şekerini dengede tutma sorumluluğu ile yaşamlarını sürdürmekteler. Günümüzde diyabet tedavisinin dört ana bileşeni vardır: insülin, bilgi, bakım ve sevgi... Bunlar kadar önemli bir diğer konu ise diyabetle barışık yaşamak ve onunla arkadaş olmaktır. Diyabet eğitimini elektronik ortama taşımak, bilimsel ve arkadaşça bir iletişim ortamı yaratmak amacıyla www.arkadasimdiyabet.org ismiyle bir web sitesi açılmıştır. Diyabetli çocuklar, gençler ve onların aileleri ile sağlık ekibine yönelik pencereleri olan sitede ünlü diyabetlerin sesinden öğütler, diyabetli çocukların öyküleri, forum, medya için diyabet gibi bölümler bulunmaktadır. Çocuk ve Adolesan Diyabet Eğitimi Grubu, Türkiye Diyabet Vakfı ve Çocuk ve Adolesan Diyabetliler Derneği tarafından desteklenen siteye diyabetle ilgili herkesin katkısını bekliyoruz."
www.diabetservis.com yanınızda İnternetteki 'www.diabetservis.com' şeker cihazları, çubukları, şekersiz diyet ürünleri, ayak sağlığı malzemeleri, tansiyon aletleri, idrar kaçırma alarmları kısacası diyabetlinin ihtiyaç duyacağı her şeyi sipariş edebileceğiniz bir site. İnternetten yapacağınız sipariş ile bir gün içinde istediğiniz alet evinize teslim ediliyor.



Ayak bakımı çok önemli
Kan şeker seviyeleri normalden yüksek olan diyabet hastalarında, sağlıklı bireylere kıyasla deri ve mantar enfeksiyonları veya apselere daha sık rastlanır. Ayak bölgesindeki bir diğer sorun da duyu kaybı. Giderek hastalar ayaklarındaki yanık, kesik, çürük ve enfeksiyonların neden olabileceği ağrıyı hissetmez. Bu nedenle ayak bakımı ve korunmasıyla ilgili bilgi sahibi olmak çok önemli.
Çok sıcak su yasak
  • Her gün ayaklarınızı ılık su ve sabunla yıkayın (Asla sıcak su kullanmayın).

  • Ayaklarınızı, özellikle parmak aralarını yumuşak bir havluyla nazikçe kurulayın.

  • Eğer deriniz kuruysa cildinizi yumuşak ve nemli tutmak için yumuşatıcı, nemlendirici bir vücut losyonu kullanın.

  • Ayak tırnaklarınızı keskin bir tırnak makasıyla daima düz kesiniz. (Tırnaklarınız bakımlı ve kısa olmalıdır) Kestikten sonra da bir törpü yardımıyla pürüzsüz hale getirin.

  • Her gün gerekirse bir ayna yardımıyla ayaklarınızda, kesik, kızarıklık, su toplaması olup olmadığını kontrol edin.

  • Temiz ve ayağınızı sıkmayan çoraplar giyin.

  • Ayakkabınızda taş, düğme, iğne gibi ayağınızı zedeleyebilecek yabancı cisimler olup olmadığını kontrol edin.

  • Asla dar ayakkabı giymeyin

  • Her zaman ayağınıza iyi oturan, rahat ve yumuşak ayakkabılar seçmeye özen gösterin. Yeni ayakkabılarınızı alışana kadar günde sadece bir-iki saat giyin.

  • Ayaklarınızda oluşan sertlik ve nasırları kendiniz kesmeyin, mutlaka bir doktora başvurun.

  • Evde bile çıplak ayakla dolaşmayın. Yüzerken ve plajda ayaklarınızı koruyun.

  • Asla sıcak su torbası kullanmayın.

  • Sigara içmeyin, sigara içmek kan dolaşımını azaltır. Bu durum diyabetli hastalarda bir uzvun kaybına yol açabilir.

  • Burnu açık ayakkabılar giymekten kaçının.

  • Ayaklarınızda kesik, tırnak batığı, mantar enfeksiyonu oluştuğunda; ayak veya baldırlarınızda şişme, ağrı hissettiğinizde doktorunuza başvurun.
    * * *
    - BİTTİ -

  • DİYABETLİ PROFESYONEL SPORCU OLUNABİLİRMİ

    Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Yaşam 

    'Şeker'li hayatlar...(6)
    'Şeker'li hayatlar...(6)
    Diyabetle sağlıklı ömrün ilk şartı, düzenli hayat. Uzun yolculuklarda da öğünler atlanmamalı. Düzenli hafif egzersiz faydalı. Bir dubleden fazla alkol şeker demek 07/02/2003 (2996 kişi okudu)

    Ferhan Kaya POROY (Ar�vi)
    Düzenli yaşam tedavinin şartı
    Türk Diyabet Cemiyeti Başkanı, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık, diyabetlileri aydınlatmayı sürdürürken,
    özellikle düzenli hayat öneriyor.
    Şeker ne sıklıkla ölçülmeli?
    Bir insan şeker hastası değilse senede bir veya iki kez şekerini kontrol ettirmelidir. Kan şekeriyle birlikte hemoglobin A1C'ye de baktırması gerekir. Tek başına şeker testi bir anlam ortaya çıkarmaz. Ama kişi şeker hastasıysa, hap kullananların haftada bir, insülin kullananların da her gün kan şekerine baktırması gerekir.
    Tansiyon gibi şeker ölçüm aletleri de eve girdi. Bunların yaptığı ölçümler sağlıklı mı?
    Sağlıklıdır ve ölçümleri de son derece doğrudur. Özellikle şekeri sürekli yükselen hastaların bu aletleri mutlaka kullanması gerekir. Bu aletler sayesinde hasta şekerini evde her an ölçebilir ve ilacının dozunu ayarlayabilir.
    Ölçüm için kurallar var mı?
    Açlık şekeri için 9-12 saatlik açlık gerekir. Yani aç karnına şeker baktırıyorum diyebilmek için en az 9 veya 12 saat aç kalınması gerekir. Sabah açlık şekerine baktıracak olan bir kişinin gece saat 10.00'dan sonra hiçbir şey yememesi gerekir. Gece yarısı 02.00'de yemek yiyen bir kişinin açlık şekeri doğru sonuç vermez. Tokluk şekerine de yemeklerden 1 veya 2 saat sonra bakılmalıdır.
    Hangi sporları yapmalılar?
    Şeker hastası ağır sporları yapmamalı. Düzenli, hafif egzersizler faydalıdır. Özellikle çocuklarda tenis, halter ve yüzme gibi ağır sporları önermiyoruz. Ama diğer tüm sporları yapabilirler.
    Kesik ve sıyrıklar şeker hastalarında neden geç iyileşir?
    Bunun nedeni şekerin ciltte fazla miktarda toplanmasıdır. Bu hastaların idrarında şeker vardır. Salyası ve gözyaşı tatlıdır. Avuç içindeki terde bile şeker vardır. Yaralanmalarda da ciltteki şeker yaranın üzerinde mikropların çabuk üremesine neden olur. Bu yüzden yara iyileşmez.
    Şeker hastalığının alkolle ilgisi var mı?
    Alkol fazla miktarda, yani bir dubleden fazla alınırsa şekeri artırır. Alkol şeker içerir. Örneğin şarap, bira, kanyak grubu vücutta hemen şekere dönüşür. Ama sek içkiler, (rakı-votka-viski) bir dubleye kadar alındığında metabolizmayı pek etkilemez ancak miktarı yükseldiğinde şekeri de yükseltir.
    Sigara hastalara zararlı mı?
    Sigara damar hastalıklarına neden olduğu için yasaklıyoruz.
    Uzun yolculuklar şekeri etkiler mi?
    Özellikle ABD ve Uzakdoğu'ya gidecek olan hastalarımıza saatlerini Türkiye saatine göre ayarlamalarını öneriyoruz. Örneğin diyabetli hasta Türkiye'de düzenli olarak saat 12.00'de yemek yiyor. Eğer uçağa 10.00'da binerse, mutlaka saat 12.00'de yemek yemesi gerekiyor. Sonra saatine bakması ve akşam yemeğini yine Türkiye'de yediği saatte yemesi şart. Ertesi sabah, gittiği yerde öğlen bile olsa öğünlerine sabah kahvaltısı ile başlamalı.



    Hem profesyonel sporcu hem diyabetli
    27 yaşındaki Muammer Konuk, 14 yıllık Tip-1, yani insüline bağımlı bir diyabet hastası. Ama o spor tutkusundan hiç vazgeçmiyor. Profesyonel bisikletçi Muammer, şekerli hayatını Türk Diyabet Cemiyeti'nin dergisine anlattı.
    Diabetle nasıl tanıştınız?
    Okuduğum okul yatılıydı, Yatakhane en üst kattaydı, tuvalet ise en alt katta. Bir süre sonra dört-beş defa en üst kattan en alt kata tuvalet için inip çıkmak gibi bir problemim olmaya başladı. Küçük bir tahlil sonucunda şeker hastası olduğum belirlendi.
    Nasıl bir tedavi verdiler?
    Hemen insülin tedavisine başladım. 1997 yılına kadar her şey gayet güzel devam etti. 1997'de bir gün ormanda kamp kurarak spor yapıyordum. Orada ciğerlerimi üşüttüm ve ateşli bir hastalık geçirdim. Bu hastalık dönemi şekerin tüm dengesini bozdu ve altı ay boyunca şekerim 600-700'ler civarında seyretti. Sonra düzeldim.
    Bisiklete binerken insülin ve öğünleri nasıl ayarlıyorsunuz?
    Sabah saat 08.30'da kahvaltımı bitirip, 09.00'da ilacımı alıp, dışarı çıkıyorum. Bisikletimi sürecek olsam bile 11.00'e doğru, ara öğün, meyve ya da sandviçle karnımı gayet normal şekilde doyuruyorum. Saat 13.00'te nerede olursam olayım insülinimi alıp yemeğimi yiyor ve hayatıma devam ediyorum.



    Kan şekerini kendi kendine ölçüm kuralları
    Şeker düzeyini iki farklı aletle ölçmek mümkün.
    1- Görsel yöntem: Bu yöntemde küçük bir plastik şerit kullanılır. Şeridin bir ucunda yumuşak bölge vardır. Bu bölgedeki özel madde şekerle temas ettiğinde renk değiştirir. Kan şekerinizi bu yöntemle ölçecekseniz, parmağınızı delerek bu özel çubuğa kanınızı değdirmeniz yeterli. Kullanım talimatında belirtilen süreye özen gösterin ve çubuğun kanı emmesini bekleyin. Eğer bu süreye dikkat etmezseniz ölçümünüz yanlış olur. Şeridin uç kısmında beliren renkle şerit kutusunun üzerindeki renkleri karşılaştırarak şekerinizin düzeyini anlamanız mümkün.
    2- Aletle ölçüm: Görsel yöntemdekine benzer bir ölçüm şekli. Yalnız burada şeker oranını renkle değil aletin kendi hafızasıyla belirlersiniz. Şeker ölçüm aleti alırken dikkat:
    a- Kolay kullanabileceğiniz bir alet seçin.
    Aleti daha önceden kul lanmış birine danışın.
    b- Aletle birlikte kullanmanız gereken bazı malzemeler var. Örneğin ölçüm çubukları. Bu çubukların oturduğunuz yerdeki bulunabilirliği ve fiyatı da sizin için önemlidir.
    c- Taşıyacağınız yere göre aletin boyutlarını belirleyin.
    d- Ekranı kolayca görüp göremediğinizi önceden kontrol edin.
    e- Ölçüm sonuçlarını saklamak için geniş bir hafızasının bulunmasına özen gösterin. Böylece hastalığınızın takibi kolay olacaktır.
    * * *
    YARIN: Bayram sofrası, adresler

    ŞEKERLİ HAYATLAR 5 HİPOGLİSEMİ DÜŞÜK ŞEKER


    Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle Yaşam 

    'Şeker'li hayatlar...(5)
    'Şeker'li hayatlar...(5)
    Şekerin yüksekliği kadar düşüklüğü çok tehlikeli. Aç kalındığında fenalık hissi ve bayılmaya yol açan düşük şeker, yani 'reaktif hipoglisemi' diyabetin 'ayak sesi' 06/02/2003 (11680 kişi okudu)

    Ferhan Kaya POROY (Ar�vi)
    Çok düşerse bayıltır
    Türk Diyabet Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık, şeker hastalığı konusunda bilgi vermeye devam ederken, düşük şekere karşı uyarıda bulundu.
    Tatlı yiyen şeker hastası olur mu? Çok tatlı yemekle şeker hastası olmak arasında doğrudan bir bağlantı var mı?
    Tatlıyı çok yemek ve tatlıyı çok sevmek kan şekerinin düşüklüğüne bağlıdır. Bir insan kan şekeri düşünce canı tatlı ister. Biraz öğle yemeğini geciktirirseniz bir bakarsınız bir başağrısı olur hemen bir tatlı veya bir şekerli çay içildiğinde insan rahatlar. Ama her tatlıyı seven ve yiyen şeker hastası olacak diye bir kural yoktur.
    Düşük şeker, yani hipoglisemi nedir?
    Düşük şeker bir hastalıktır ve çok yaygındır. Eskiden bunun üzerinde pek durmazdık ama son 10 yıldan beri bize müraacat eden hastaların 100'ünden 20'sinde hipoglisemiye rastlıyoruz. Bu çok büyük bir rakamdır. Hipoglisemi kan şekerinin 70 miligramın altına düşmesidir. 70-110 bizim normal kabul ettiğimiz değerlerdir. Ancak bu rakamın altına düştüğüne sorunlar çıkmaya başlar. Bu hastaların tokluk şekerleri (yani yükleme yapıldıktan sonra) 45-50'nin altına düşer. Buna reaktif hipoglisemi diyoruz.
    Peki düşük şeker neden olur?
    Şeker hastalığına gidecek hastaların başlangıç belirtisidir. Şeker hastalığına yakalanmadan birkaç sene evvel bu gibi sorunlar ortaya çıkabilir. İkincisi pankreas bezinin fazla insülin salgılamasından olur. Pankreas bezi bir tükürük bezidir. Nasıl ağzımızın içinde tükürük salgılanıyorsa, pankreas da insülin salgılar. Üçüncüsü genç hanımlarda görülen sinirsel hipoglisemidir. Bunların yüzde 30-35'i ileride şeker hastası olur. Yüzde 60'a yakını önlem alırsa düzelir. Geri kalan yüzde 20 ise ömür boyu devam eder.
    Hipoglisemi hastasında ne gibi belirtiler olur?
    Hastaları çok rahatsız eden bir tablo izler. El ayak titremesi, ter boşanması, bayılma görülür. Mesela bir yere gider, pasta ikram edilir.
    Üzerine bir de limonata içer ve yarım saat sonra ter basar, olduğu yere
    yığılıp kalır. Çünkü hipoglisemiyle birlikte tansiyon düşmesi de görülür. Bu durumlarda hastanın kan şekerine bakıldığında 20 veya 30'a düştüğü görülür. Bu kadar acil ve şiddetli tabloyla gelişir. Bu nedenle hipoglisemi hastaları da tıpkı şeker hastası gibi tedavi ediliyor. Şeker tamamen kesiliyor. Şekeri kesince bu reaksiyon ortadan kalkıyor. Şeker
    azalınca pankreas uyarılmıyor. Pankreas uyarılmayınca da insülin salgılanmıyor ve şeker düşmüyor.
    Yapay tatlandırıcıların kullananlara zararı var mı?
    Yapay tatlandırıcıların kötü bir hastalığa neden olduğu bugüne kadar hiç ortaya çıkmadı. Sakarin yani ilk üretilen yapay tatlandırıcı 145 yıldan beri kullanılıyor. Ondan sonra siklamatlar ve aspartamlar çıktı. Ancak bunların hiçbirinin kötü bir hastalığa neden olduğu görülmedi.
    Yalnız hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde bazı bulgular elde edildi.
    Mesela 60 gram ağırlığındaki bir sıçanın gıdaları içine 200 gram tatlandırıcı konuldu. 10 gün sonra hayvanın idrar kesesinde kanser hücrelerine rastlandı. Ancak hayvanın ağırlığı 60 gram ve ona günde 200 gram tatlandırıcı veriyorsunuz. Aynı şekilde hayvan kendi ağırlığının üç misli aspirin de yese, yine hastalanacak. 60 kiloluk bir şeker hastasının günde 180 kilo yapay tatlandırıcı tüketmesi de mümkün değildir. Bu nedenle yapay tatlandırıcıların kanser yapma ihtimali de söz konusu olmaktan çıkar.
    Her şişman diyabet riski taşır mı?
    Şişmanların şeker hastalığına yakalanma oranı yüzde 25'tir. Eğer
    kilo vermezlerse 100 şişmandan 25'inde pankreasın tükenmesine bağlı olarak şeker hastalığı görülür.



    Türkiye'nin en tatlı aşçısı
    Ekranların tombul aşçısı Ümit Sevinç, yemek zevkiyle diyabeti birlikte taşıyan bir isim. Sevinç, Türk Diyabet Cemiyeti'nin dergisine konuştu.
    Diyabetle ne zaman tanıştınız?
    13 yıldır diyabet hastasıyım. Ailede şeker var. Doğuştan kiloluyum diyebilirim. Şişmanlığımın şekere etkisi olduğunu düşünüyorum ama şimdilik şekerle ilgili çok büyük bir sorun yaşamadım. Bunun nedeni de düzenli olarak kontrollerimi yapmam ve doktorumun verdiği ilaçları kullanmam olsa gerek.
    Hastalığınızı nasıl anladınız?
    Çok enteresan oldu. Susamıştım, bir bardak su içtim ama bardağı elimden bırakmadan yine susadım. Ama sanki suyu içen ben değildim. Bitmek bilmeyen bir susuzluğum vardı. En sonunda bidonu kafama diktim. Ama o gün anladım ki bir acayiplik var. Doktora gittim ve diyabetli olduğumu öğrendim.
    Diyet yapıyor musunuz?
    Diyet yapmıyorum. Benim diyetim tatlı yememek. Çok tatlı istersem de biraz yerim.
    Kilo vermeyi düşünüyor musunuz?
    Çok düşündüm, birçok kez kilo da verdim ama sonra yine aldım. Ben aşırı olmamak kaydıyla yediğim her şeyden biraz kısarak diyet yapmayı tercih ediyorum.
    Hastalara mesajınız var mı?
    Diyabetliyim diye kendilerini sıkıntı içine sokmasınlar. Herkes kendi ölçülerine göre diyet yapsın. Eğer canları bir şeyi çok isterse bir çatal da olsa yesinler.



    Hipoglisemi diyeti
    Yasak besinler
    Sanayi şekeri, şekerden yapılmış gıdalar, aşırı şekerli meyveler (üzüm, incir, muz, kavun, hurma)
    Kısıtlı besinler
    Hamur işleri, nişastalılar ve taneli yumru sebzeler (patates, yer elması), (bunlar aynı öğün ve günde olmamak şartıyla ölçülü miktarda yenebilir). Meyve suyu içilmemeli, meyveler kabuklarıyla yenmelidir. Pirinç yerine bulgur tercih edilmelidir.
    Serbest besinler
    Yeşil yapraklı sebzeler ile taneli ve yumru sebzelerin her türü (nohut, kurufasuyle, bakla, bezelye), süt, yoğurt, peynir ile et, balık ve tavuk grubunun yağsız olanları yenebilir.
    Nasıl beslenmeli?
    Beslenmenin esası, sık sık yemek, az yemek ve 4 saatten fazla aç kalmamak, mide barsak sistemini çabuk terk eden sıvılar yerine, lif ve selülozu bol besinleri seçmek yararlıdır.
    Hipoglisemi oluştuğunda...
    Düşen şekeri yükseltmek için tatlı yerine meyve ve lifli gıdalar (havuç, elma) yemek gerekir. Yemek sayısını günde beş-altı öğüne çıkarmak da faydalı.



    Yaşlılıkta hipoglisemi
    Düşük kan şekeri yaşlılıkta belirgin şekilde kendini hissettirir. Üstelik düşük şekere bağlı baş dönmeleri sonucu kırıklar da meydana gelebilir. Düşük şeker durumunda ilk oluşan savunma mekanizmalarından biri böbrek üstü bezinden adrenalin salgılanması. Adrenalinin kan şekerini yükseltici etkisi yanında kan basıncını yükseltici, kalp hızını artırıcı ve bazı damarlarda daraltıcı etkisi var. Zaten damarlarında daralma ve sertleşmeler
    varsa bunun sonucunda kalp krizi veya felç görülebilir.



    Diyabetlinin ağız sağlığı nasıl olmalı?
    Diyabetli hastalarda hastalığa özgü belirtilerin yanı sıra ağız belirtileri
    de görülür. Bunlar nefeste aseton kokusu, ağız kenarında çatlamaya eğilim ve yanma duygusu. Tükürük akışında azalma görülür. Hastanın savunma mekanizmasında ortaya çıkan yetersizlikler ve dolaşım bozukluğuna bağlı dişeti iltihapları, apse, diş eti kanamaları görülür. Bu nedenle diyabetli hastalar her altı ayda bir diş hekimine muayene olmalı. Çürük dişler enfeksiyona neden olur. Enfeksiyonlar da şekeri yükseltir.



    İnsülin pompaları
    Diyabettedavisinde amaç, yaşam boyu iyi glikoz kontrolü sağlamak. Kan şekeri normal sınırlarda seyreden diyabetlilerde komplikasyon ris-ki yüzde 40-70 oranında azalır. Diyabet tedavisinde kan şekerini belirli bir seviyede tutmak için insülin kullanılır. Bu da ya iğneyle ya da pompayla yapılır.
    Ancak iğneyle uygulanan insülin tedavisinde gün içinde ve gece yarısında şeker düşmeleri ortaya çıkabilir. İnsülin pompası ise sürekli cilt altı insülin salgısı vererek vücuttaki insülini hep belirli bir seviyede tutar. İnsülin pompaları henüz Türkiye'de satılmıyor.
    Solunabilen insülin
    ABD'de 10 merkezde Tip-1 diyabet hastalarında solunabilen (tıpkı astımı olan hastaların kullandığı aletler gibi) insülin tedavisi uygulandı.
    Bir grup hasta yemek öncesi insülinli havayı soludu ve gece yatmadan önce uzun etkili insülini enjekte etti. Bir grup da her zamanki yoğun insülin tedavisini uyguladı.
    12 hafta sonunda her iki gruptaki kan şekeri ayarları eşdeğerdi. Solunan insülin akciğerlerde herhangi bir yan etki oluşturmamıştı.
    Araştırma sonucuna göre astım ilacı gibi ağızdan solunan insülin akciğerdeki odacıkların yüzeyiyle temas ederek buradan emilip kana karışıyor.
    * * * * * * * * * *
    YARIN: Diyabet ve spor

    ŞEKERİN ETKİLERİ

    'Şeker'li hayatlar...(4)

    'Şeker'li hayatlar...(4)
    Eğer şeker seviyesi kontrol altında tutulmazsa diyabet gözden kalbe, birçok organa zarar verebilir. Denge bozukluğu ve unutkanlık da şeker hasarları arasında 05/02/2003 (3043 kişi okudu)

    Ferhan Kaya POROY (Ar�vi)
    Hastalık 'üretiyor'
    Diyabet ne gibi hastalıklara neden oluyor?
    Şeker hastalığı kronik bir hastalık. Şimdilerde uygulanan tedavi yöntemleriyle şeker hastalarının yaşam süreleri uzadığı için çeşitli komplikasyonlar da ortaya çıkıyor. Eskiden insülinin keşfinden önce çocuk şeker hastalığına yakalanırsa iki-üç sene içinde ölüyordu. Çünkü insülin ve haplar yoktu. Şeker hastalarının ömrünün uzamasıyla şekerle birlikte ortaya çıkan tahribatlar başladı. Bunlar arasında, kan yağlarının yükselmesi, üre artışı, tansiyon yükselmesi, kalp şikâyetleri yer alıyor. Ayrıca enfeksiyonlara karşı yatkınlık artıyor. Genel olarak komplikasyonları üç grupta toplayabiliriz.
    Şeker hastalığının acil komplikasyonları: Diyabet komaları, yani şeker yükselmesi ve düşmesinin yol açtığı komalar, diyabetin acil komplikasyonları arasında gösterilebilir. Bunların arasında şekerin yaptığı enfarktüsler, beyin kanamaları, ayaklarda kangren ve mide-bağırsak kanamaları gelir.
    Kronik komplikasyonlar: En önemlisi damar hastalıkları. Şeker, damar hastalığına iki türlü etki yapar. Biri kılcal damarlarda, diğeri toplar-damarlarda görülen daralma şeklindedir. Bir de nöropati dediğimiz sinir hücrelerinin ölümü şeklinde ortaya çıkan bir hastalık vardır. Şeker hastalarının yüzde 70-75'inde göz komplikasyonları olur. İkincisi yüzde 40-45 ile böbrek hastalıklarıdır. Ondan sonra da sinir uçlarında yüzde 20 ile 30 arasında hastalık görülür. Diyabetin komplikasyonları arasında kadınlarda libido azalması yani cinsel isteksizlik, orgazm olamama, erkeklerde de iktidarsızlık görülebilir. Erkeklerde 45-60 yaş arasında cinsel şikâyetler sıkça ortaya çıkar.
    Şeker hastalığının dengeye de etkisi olur. Beyinde meydana gelen kılcal damar bozuklukları baş dönmeleri veya unutkanlıklar ortaya çıkarabilir. Hastaların yüzde 40 ile 50'si 'Oturup kalkarken dengemi bulamıyorum. Bir koridordan geçerken duvarlara çarpıyorum. Sabah tuvalete kalkmak için yataktan kalktığımda düşüyorum' diye şikâyetlerini dile getirir.
    Şeker bu durumda alzheimer'a da neden olabilir diyebilir miyiz?
    Alzheimer kendine has bir hastalıktır, ama şekerin beyinde yarattığı tahribat alzheimer'a benzeyen bulgular verir.
    Şeker hastalığının tedavisi nasıl yapılıyor?
    Tedavide dört ana esas vardır:
    1- Diyet
    2- İlaç: İlaç ya ağızdan kullanılan tabletler ya da insülin şeklinde olur.
    3- Egzersiz veya hareket
    4- Eğitim
    Diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlar neler?
    İlaçlar, ağızdan kullanılan tabletler ve insülin diye ikiye ayrılır.
    İnsülin doğrudan doğruya kan şekerini düşürür. Oral ilaçlar da pankreasa etki eder ve organın insülin salgılamasına yarar. İlaçları genellikle yaşlı hastalara veriyoruz. İnsülini ise genç hastalara veya ilaçlara dirençli yaşlı hastalara öneriyoruz.
    Uzun süre ilaç kullandıktan sonra şekeri düşmeyen yaşlı hastalarda insülin tedavisiyle başarılı sonuçlar alıyoruz. Her gün ilaç firmaları yeni yeni ilaçlar çıkarıp bunun reklamını yapıyorlar, ama aslında hepsinin mekanizması aynıdır. Son zamanlarda piyasada insülin direncini azaltıcı
    birkaç ilaç çıktı.
    İnsülin tedavisinde yenilikler var mı?
    İnsülin çok gelişti. İnsülin tedavisinde pompalar kullanılıyor. Bu pompa vücutta, cilt üzerine bağlanıyor ve kendi kendine ayarlandığı zaman da insülin veriyor. Ayrıca insülin kalemleri var. Bunların uygulanması son derece kolay. Enjektöre artık gerek kalmadı. İnsülin en zararsız tedavi şeklidir. Bir hormondur. Hastaların insülin kullanmaktan korkmaması gerekir.



    Cinselliğe çifte darbe
    Şeker hastalığı erkeklerde sertleşme sorununa, kadınlarda cinsel isteksizliğe neden olabiliyor.
    Birçok kişi şeker hastalığının direkt olarak erkeklerde sertleşme sorununa neden olduğunu düşünüyor. Oysa şekerin kendisi, sertleşme sorunu yaratmıyor. Fakat tüm vücutta şekerin yaptığı sinir ve damar bozuklukları sertleşme sorununa yol açıyor. Bu şikâyetle merkezlere başvuran hastaların yüzde 20-30'unu diyabetliler oluşturuyor. Sorunun açık şekli şöyledir: Bir erkek cinsel istek duyup, cinsel açıdan uyarılmasına karşın penisi cinsel ilişkiye yetecek ve sürdürecek düzeyde değildir.
    Bu sorunu olan hasta neler yapmalı?
    Her hastalıkta olduğu gibi bu durumda da hekimle hastanın görüşmesi çok önemli. Önce bazı kan tetkikleri yapılır. Daha sonra damar yapısını incelemek için bazı testler yapılır. Bunun için insülin kullanan şeker hastalarının yakından tanıdığı insülin iğnesiyle penis içine ilaç vererek test yapılır. Bütün bu tetkiklerle yeterli bilgi sağlanamazsa penis damarlarının anjiyosu ve filmi çekilir.
    Önemli olan hastalığın teşhis edilmesidir. Hastalık teşhis edildikten sonra tedavisine başlanır. Her türlü sertleşme sorununun tedavisi var. Son yıllarda ağızdan alınan ilaçların da bulunması hastaları rahatlattı. Bu ilaç tedavide yeterli olmazsa penise ilaç enjektesiyle sertleşme sağlanabilir. Ayrıca vakum aleti, idrar yolu içine ilaç sıkılması gibi yöntemler de var.

    Kalp, böbrek ve göze etkisi
    Göz içi kılcal damarların kanaması veya su toplanmasıyla veya gözün görme noktasında meydana gelen bir bozukluk sonucunda şeker hastası kör bile olabilir. Bu nedenle şeker hastasının sürekli kontrol altında olması gerekir.
    Tip-2 diyabet ciddi komplikasyonlar doğuran müzmin ve ağır bir hastalık. Bu komplikasyonlar arasında en ağır olanı retinopati, yani göz dibi kanaması.
    Kan şekeri ve tansiyonun kontrolü halinde retinopati önlenebilir. Ya da hastalık başlamışsa gelişmesi durdurulabilir. Her diyabetikte, yılda bir defa göz dibi muayenesi yapılmalı. Bazı retinopati türlerine lazerle yapılan tedavi, görme kaybını önlemekte etkili olur. Lazer mucize yaratan bir tedavi değil. Hastalığın ilerlememesi için yapılıyor. Bu tedaviden sonra hastanın gece görmesi azalabilir, görme alanında leke ortaya çıkabilir.
    Böbrekleri nasıl bozuyor?
    İdrarı ve kanı süzen damarlarda bozulmalar olabilir. Yani böbreğin idrarı süzdüğü elek bozulur. Kanda dolaşan kalsiyum, protein, ürik asit süzülemez ve idrara geçer.
    Diyabet ve kalp hastalıkları
    Diyabetlilerde ölüm nedenlerinin yüzde 80'ini damar sertliğinin neden olduğu hastalıklar oluşturuyor. Bunların üçte ikisi koroner arter hastalığına, üçte biri ise beyin damarlarının veya kılcal damarların hastalığına bağlı. Diyabetli hastaların önemli bir bölümünde 'sessiz koroner arter hastalığı' var. Bir başka deyişle koroner arter hastalığının tanımlanmasında yardımcı olan göğüs ağrısı diyabet hastalarında hissedilmez. Oysa enfarktüs sırasında göğüs ağrısı en önemli bulgu. Diyabetli hastalar kan şekerini kontrol altına alınması konusunda gösterdikleri titizliği kalp sağlığı konusunda da göstermeli. İşte bunun için bazı öneriler:
    1- Kan şekeri, kolesterol ve tansiyonunuzu ölçtürün.
    2- Önemsiz gibi görülebilen göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı ya da çabuk yorulma, koroner arter hastalığının ilk belirtisi olabilir. Bu şikâyetler hekime bildirilmeli.
    3- Hastalar her yıl elektrokardiyografi çektirmeli.
    4- En azından haftada üç-dört kez 40 dakika yürüyüş ve fazla kilolardan kurtulma, sağlıklı yaşam için önemli.
    * * * * * * * *